Share.

    10 commenti

    1. marshal_1923 on

      1-) SULTANAHMET CAMİİ ARKASINDA YER ALAN ZEYTİNBURNU 16/9 KULELERİ

      2) KÜÇÜK ÇAMLICA TELEVİZYON KULESİ

      3-) KIZ KULESİ ARKASI DİKEY MİMARİ YAPILAR

      4-) ŞİŞLİ SÜZER PLAZA

      5-) GÖZTEPE FOUR WINDS KULELERİ

      6-)KADIKÖY MÜHÜRDAR CORNER OTEL

      7-) SARIYER DIAMOND OF İSTANBUL

      😎 SAPPHIRE ALIŞVERİŞ MERKEZİ

      9-) AKASYA ALIŞVERİŞ MERKEZİ

    2. endoplazmikmitokondr on

      Tamamen gökdelen yapıları olsa dubai, new york gibi süper şehir derlerdi, istanbulun en büyük sorunu çarpık ev yapıları gökdelenler değil

    3. Altay-Altay-Altay on

      Gemi geçişi de bozuyor huzuru, başka bir kanaldan güvenle rahat rahat geçseler? /s

    4. ShitassAintOverYet on

      Çamlıca kulesi mantıksız veya sinir bozucu değil, özellikle eski versiyonlarını kıyasla. Ama diğerleri gerçekten korkunç

      Edit: Bu resimleri hazırlayan kişi editi köklemiş şimdi fark ettim. Zorlu Center ve İstanbul Sapphire gökdelenlerin yoğun olduğu bir yerde ve herhangi bir tarihi/turistik alanın silüetini bozmuyor. Sonlara doğru “gökdelen bad” deme bahanesine dönmüş.

    5. MlemandPurrs on

      istanbulun ortasına çakılmış birer kazık olan trump kulelerini unutmuşun

    6. Ok-Masterpiece-7687 on

      Aslında diğer ülkelerdeki gibi tek bir alanda toplansa fena olmaz. Her yerde düzensiz şekilde gökdelen olunca hoş görünmüyor

    7. marshal_1923 on

      Gökdelenler vb uzun binalar neden zararlıdır:

      Bina belli bir sınırdan öte yükseldikçe birim başına maliyeti artar ve altyapı sürdürülebilirliği düşer. Çok daha fazla enerjiyi rant dışında hiçbir ek getiri sunmadan yakmak zorunda kalırsın ve bunu sürekli yapmak zorundasındır. Bir de bunları yapmak için tonla teknoloji ve mühendislikle uğraşman gerekir. Bina uzadıkça bu girdi ihtiyacı üstel olarak artar.

      Tabi olay sadece inşaat ve sürdürebilirlik için çok daha fazla enerji harcanması değildir. Uzun binalar şehrin silüetini bozarlar. Eğer mevcutsa; tarihi, doğal ve kendine özgü yapıyı globalist bir gölgenin altına sokarlar. Özellikle tarihi yerlerde atmosferi düşmanca ele geçirirler.

      Gökdelenler ve genel olarak uzun binalar çevresindeki hava akımını değiştirerek yaya düzeyinde rahatsız edici rüzgarlar yaratır. Beton ve camın yoğunluğu, şehir sıcaklığını artırarak “ısı adası etkisi” oluşturur. Bunlara daha kısa binalar da sebep olabilse de etkileri çok ama çok daha sınırlıdır ve genelde kaçınmak için çok daha az emek ve kaynak gerekir.

      Aynı plansız şehirlere vaha inşa edildiğinde olduğu gibi bir tane yeterince yüksek bina dahi trafik, su, kanalizasyon ve enerji sistemlerine adaletsiz ve anlamsız boyutta bir ek yük bindirir. Şehrin teknik açıdan yapısını daha da kötüleştirir. Yüksek binalar ve özellikle gökdelenler, alt gelir gruplarını şehir merkezlerinden iter, getolaşmayı körükler ve ciddi bir gentrifikasyon yaratır.

      İnsan ölçeğine uygun değildir. İnsan doğası gereği o kadar büyük doğal olmayan yapılarla ilişki kuramaz. İnsan bedeninin algılayabileceği, deneyimleyebileceği sınırları aşan yapılar, mekanla kurduğumuz ilişkiyi koparır. Şehrin içinde, şehir fikri ile izolasyon seviyesi gereği çelişen hiper bireyci bir hapishane oluşturur. Yüksek katlı binalarda insanların ilişkileri ve şehirle etkileşimleri zayıflar. Bu da yalnızlık, hiper bireyleşme, yabancılaşma ve güvensizlik doğurur. Uzun binaların sadece biçimi değil,yerle ilişkisi de problemli olduğundan mekan estetiği üretmez; etrafındaki boşlukla orantısızdır.

      Deprem ve yangın gibi durumlarda tahliye süresi uzar, kurtarma güçleşir. Bunlar yaşandığında birim toprak başına düşen mağdur sayısını arttırır. Yardım lojistiğini çok güçleştirir.

      Komik ve çelişkili başka bir kısım ise uzun binaların mimarisidir. Bazı mühendislik kısıtlar bu binaları belli şekillerde gözükmeye iter. Ek kaynak ve emekle bu kısıtlar aşılabilir. Yine de genellikle cam-küp formlarındalardıe. Bu da dünyanın neresine giderseniz gidin aynı binaları görmenize sebep olur. Mimar ne kadar postmodern de olsa, ucube de olsa, en baba freak de olsa yapacağı binanın, yine ölçütü hasebiyle, şehirle bağlantısı o kadar yoktur ki sokaktaki insanlar için, binaların her biri başka bir ucube biçime sahip dahi olsa, tekdüze bir görüntü oluştururlar. Yanlış anlaşılmasın geleneksel mimarilerdeki gibi bir uyum ve harmoni algısı yaramazlar. Sadece yabancı ve tekdüze gözükür, incelik gösteremezler.

    8. Obsidyen18181818 on

      Zaten İstanbul bozuk bir şehir. Küçücük bir alanda milyonlar yaşıyor bu zaten normal değil.

    9. cagrialt on

      Çoğu binanın çok çirkin olması dışında bence İstanbul’un karakteristik yapısını çok iyi yansıtan bir yapı düzeni var. Eğer bu katlı binalar Ali Ağaoğlu’nun “çılgın projelerine” göre değil de gerçekten mimari bir kaygıyla inşa edilmiş olsaydı İstanbul’un GORA-vari yapısını da mükemmel yansıtabilirdi.

      Bir de bence Çamlıca Radyo-Televizyon kulesi alternatifine göre oldukça iyi bir çözüm. Daha önce o bölgede çeşitli boyutlarda farklı farklı anten kuleleri vardı. Şu anki hali de tam olarak içime sinmese de daha temiz bir görüntü olduğu kesin.

    Leave A Reply